Hürriyet

19 Nisan 2012 Perşembe

Saksıdaki Limon Ağacı

      Büyükanne, büyükbaba evlerinde vardı saksıda limon ağacı, hala da vardır belki tek tük evlerde. Saygı duyulurdu mesela o ağaca. Yapraklarının tozu alınırdı. Hele bir de limon veriyorsa değeri daha da artardı. Çünkü doğal yaşama daha yakın olan önceki nesiller hızlı kentleşme ile şehirlerde evlere hapsoldu. Doğadan bir şeyler istedikler evlerinde. Kimse bahçesi limon ağacı doluyken evinde ağaç büyütmek istemez ne de olsa. Oysa o limon ağacı saksıda sıkışmış, kökleri daha fazla uzayacak yer bulamayınca büzüşmüş bir ağaçtı. 

        Belki de limon ağacına bir saksıda bile meyve vermeyi başardığı için saygı duyuyorduk, ona özen gösteriyorduk. Aynı şekilde bugünlerde evimizde, huzur kaynağı olarak gördüğümüz saksıdaki bitkilere de özenli bir bakım sunmayı vaadediyoruz. Kendimizi bir şekilde beton yığınlarıyla kaplı şehirlerin ortasında bulurken özlem duyduğumuz doğanın mini bir modeli  için saksılarla donatıyoruz pencere pervazlarını. Bu konuyla ilgili, Okakura Kakuzo Çayname adlı eserinde: "Batıda çiçeklerin sergilenmesi, zenginliğin görkemli bir dışavurumu sayılıyor, -bir anlık bir hayal. Bu cümbüş bittiğinde tüm bu çiçekler nereye gidiyor? Solmuş bir çiçeğin vicdansızca bir gübre yığınının içine savrulup atıldığını görmek kadar acı bir şey olamaz." cümlelerine yer vermiştir. (Çeviri: Ayşegül Seç)

        Aslında pek çoğumuz "Ah keşke küçük bir bahçemiz olsa..." diyoruz, penceresinin önünde küçük bir bahçesi olanlara özeniyoruz. Küçük bir bahçesi olanlardan bahçesinde sebze yetiştirmeye heveslenenler oluyor. Bahçede olmazsa saksılarda... Tohumlara ulaşmak kolay. Hemen hemen her aktarda istenen sebzenin tohumuna ulaşabiliyor. Tohumları ekerken kendi toprağımızda kimyasal ilaçlar kullanmadan sebze  yetiştirecek olmanın keyfini sürüyoruz; tohumun GDO'lu olup olmadığından bi'haber olarak.

        GDO üzerindeki tartışmaların ucu sonu yok. GDO'suz tohumun adresleri de belli. Ancak GDO'lu tohumların üzerinde GDO'lu olduğu yazmadığı için sonsuz bir zahmete giriyoruz. Ambalajlarda ürünlerin GDO'lu olup olmadığına dair bir sembolün yer alması için bakanlıkların ivedilikle bir karara varması gerekiyor. Nasıl ki  "geri dönüşüm" ikonu ambalajlarda yer alıyorsa GDO meselesinde de aynı tutum sergilenmeli. Ayrıca yoğun kentleşme sebebiyle kirlenen kapımızın önündeki toprağın sebze yetiştirmeye uygun olması için de motorlu araçlardan tutun, bitki ilaçlarının belediyeler tarafından kullanımına kadar bir dizi önlem alınmalı. Örneğin; sokağımızda havayı yüksek seviyede kirleten bir motorlu aracın yol almamasını istemeye hakkımız olmalı. Saksımdaki ya da bahçemdeki sebzeyi yiyeceğim göz ardı edilmemeli.
          
       Saksıdaki limon ağaçlarından medet uman nesillere dönmemek için sesimizin çıktığı, düşüncemizin ulaşabileceği her yerde  ne yediğimizi, nasıl bir hava soluduğumuzu bilmeye hakkımızın olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Aksi halde yarından daha iyiye dünden daha kötüye maruz kalmaya devam edeceğiz.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir. 

0 yorum:

Yorum Gönder