Hatem Yavuz Kimdir?

“The King of Seal Killers”

Groupon Boykotu Sürüyor

Geçtiğimiz aylarda yunus gösteri parklarına indirimli bilet satarak gösteri parklarına gitmeye teşvik eden Groupon yaşam hakkı savunucuları tarafından boykot ediliyor ve siteden hiçbir ürün veya hizmet satın alınmıyor.

Ekolojik yaklaşım olarak veganizm

Veganizm yalnızca bir diyet değildir; tür ayrımcılığına karşı, vicdani ve ahlaki fikirlerin getirisidir. İlk kez Donald Watson tarafından kullanılan "vegan"; sözcüğü, bugün hayvanlarla birlikte doğanın da sömürüsüne karşı çıkan kavramsal anlama sahiptir.

Hürriyet

25 Eylül 2013 Çarşamba

Vejetaryen Menüyle Tasarruf

Vejetaryen Menüyle Tasarruf

Arizona Maricopa Country Hapishanesi, tasarruf amacıyla mahkumlara vejetaryen menü çıkarmaya başladı. Mahkumlar bu durumdan hoşnut olmasa da hapishane yönetimi menü değişikliği ile 100 bin dolar tasarruf etmeyi planlıyor.

Şerif Joe Arpaio, Arizona Maricopa Country Hapishanesi'nde önümüzdeki 2 ay içinde tamamen vejetaryen menüye geçmeyi hedefliyor. Et yerine soya kullanılmaya başlanan yemeklerden şikayetçi olan mahkumlar yemekleri "domuz yemi" olarak adlandırıyor. 

(http://www.wnem.com/story/23481704/2013/09/20/mcso-jails-go-vegetarian)

Hapishane menülerinden etin çıkarılmasının ne sağlıkla ne de çevreci tutumla ilgisi var. Uygulamanın amacı tamamen tasarruf. Etsiz menülerle 100 bin dolar tasarruf etmek amaçlanıyor. Ancak kim bilir, belki zamanla mahkumlar ve hapishane yönetimi, vejetaryen beslenme için ekonomik gerekçelerin yanında etik, çevreci ve sağlıkla ilgili gerekçeleri de benimser.

Kurumlar Vejetaryen Menülere Sıcak Bakıyor

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde pek çok kamu kuruluşları ve özel kurumlarda vejetaryen menü seçeneği hali hazırda bulunmakta. Ancak bunun yanında bazı kurumlar tamamen vejetaryen beslenmeye geçiyor. 

Örneğin New York City İlköğretim Okulu, sağlıklı beslenmek adına bu yıl, öğrencilerin de desteğiyle tamamen vejetaryen beslenmeye geçti. Tamamen vejetaryen menü servis edilmese de Los Angeles ve San Diego dahil olmak üzere birçok bölgede devlet okulları veya hastaneler etik ve çevresel gerekçelerle Etsiz Pazartesi hareketine katılıyor. 


Kaynaklar:
http://www.ecorazzi.com/2013/09/22/phoenix-jail-goes-vegetarian-saves-money/
http://online.wsj.com/article/AP22c1364727da4ad89659e23c5bb917f1.html



*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir.

6 Eylül 2013 Cuma

Zülal Kalkandelen Veganizmi Anlattı


 Zülal Kalkandelen Veganizmi Anlattı

 Türkiye'de tanınan vegan ünlüleri saymanızı istesek şüphesiz akla gelen ilk isim Zülal Kalkandelen olacaktır. Zülal Kalkandelen, Propaganda Yayınları'nın kurucusu Can Başkent'le birlikte veganizmi anlatan ilk Türkçe eseri yazdı. Bir anlamda bizi bize anlatırken daha çok insana ulaşmanın bir kanalını açtı. Kendisiyle etik veganizm ve "Veganizm: Ahlakı, Siyaseti, Mücadalesi" üzerine konuştuk. (Kitabı ücretsiz indirmek için http://propagandayayinlari.net/vegan.html adresine tıklayınız.)




 Zülal Kalkandelen pek çok farklı yönüyle tanınıyor. Mesleğinizden etik duruşunuza kadar sosyal medyada düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi paylaşıyorsunuz. Bunun yanında siyasi görüşlerinizi de çekinmeden yazıyorsunuz. Birçoğumuz için “vegan yazar”sınız. Peki siz kendinizi kısaca nasıl tanımlarsınız?
  İnsanın kendini tanımlaması zor ama vegan gazeteci/yazar tanımına bir itirazım olmaz. Çünkü veganlık beni ben yapan temel özelliklerimden birisi, diğeri de mesleğim. Sonuçta  bu tanımla, sahip olmadığım bir niteliği kendime bahşetmiş olmuyorum; daha çok bir durum tespiti gibi bu.
    
       Fotoğraflar: Tuba ŞATANA 

 Oldukça uzun bir zamandır vegansınız? Vegan olmak için motivasyonunuz nelerdi?
  İçinde zulüm olan hiçbir şeyden zevk almamayı ilke edindim. Temel motivasyon buradan kaynaklandı. O düşünceyi, duyguyu ateşleyense Morrissey’di; The Smiths’in “Meat Is Murder” adlı şarkısının vejetaryen/vegan yaptığı insanlardan biriyim. Ben bu konular üzerine düşünmeye başladığımda çevremde bırakın veganı, hiç vejetaryen bile yoktu ama Moz sağ olsun, tek bir şarkısıyla içimde devrim yarattı.

  Hayatında ilk kez vegan biriyle tanışan insanların şaşkınlıkla sorduğu bir soruyla devam edelim: Siz ne yiyorsunuz? Ne giyiyorsunuz?
  Hayvanlara zulmedilmeden ya da onlar üzerinde denenmeden üretilen ürünleri giyiyor, tüketiyorum. Hayvansal madde içeren hiçbir şeye “yiyecek” ve “giyecek” gözüyle bakmıyorum. Sebze, meyve, baklagiller zaten sağlıklı bir yaşam sürdürebilmem için ihtiyacım olan besini sağlıyor. Bunun yanı sıra badem, pirinç ya da soya sütü ve onlarla yapılan yan ürünleri tüketiyorum. Bunların bazılarını evde yapmak olanaklı. Son yıllarda Türkiye’de de veganlar için özel olarak yiyecekler üretilmeye başlandı. Vegan köfte, vegan şinitzel, vegan mantı, tofudan yapılan krem peynir vb. Bu gibi ürünler, talep oldukça  artacaktır. Türk mutfağında ise zeytinyağlı geleneği var; onların büyük kısmı veganlara uygun zaten. Giydiklerimin içinde deri, yün, ipek vb. hayvanlara yapılan işkenceyle elde edilen hiçbir malzeme yok. Etik kurallara bağlı firmaların ürettiklerini bulup alıyorum. Giyim konusunda en zoru, özellikle kışın iyi bir bot bulmak ama veganlar için bunları üreten firmalar var, bazılarını da internetten alıyorum.
   
  Evde veya bahçede sorumluluğunu aldığınız hayvanlar var mı? Evde hayvan besleme ve evcil hayvan maması endüstrisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
  Hayır, yok. Çünkü yalnız yaşıyorum ve bazen uzun süreli seyahatlerim oluyor.  Evde hayvan beslesem, İstanbul’da olmadığım zaman onu geride bırakmak zor olur. Bakımevleri var ama oraya bırakmak beni üzer. Bir de tabii kedi ve köpekler etcil hayvanlar. Onları doğalarına uygun yiyeceklerle beslemeniz lazım. Bu da beni evde hayvan beslemekten alıkoyan nedenlerden birisi. Bazen günün birinde dağ evine yerleşip, yanıma bir at ve bir köpek almayı hayal ediyorum. Köpekleri çok seviyorum ama belki de sadece iki tane atım olsa daha iyi. Evde hayvan beslemek için uygun bir bahçenin şart olduğunu düşünüyorum. Kediler daha evcil, fakat köpekleri eve hapsetmek doğalarına aykırı. Sonuçta hayvanları evcilleştirerek, onlardan insan gibi evde yaşamasını bekliyorsunuz. Evcil hayvan mama endüstrisi de bu işi sömürüyor. Hayvanların üzerinden para kazanan sektörlerden birisi o da. Hayvanlar üzerinde vahşice deneyler yapılarak üretilen bir mamayı alıp kendi evinizdeki hayvana yedirmek, bana hiç etik gelmiyor.  Bu konuda duyarlı olan firmaları bulup, onların ürünlerini tercih etmek lazım.

"Vejetaryenligi vegan olmadan önceki evre olarak görüyorum"

 Pek çok vegan (ben dahil) vegan olmadan önce vejetaryen oluyor. Size göre vejetaryenlik kendi içinde tutarlı bir yaşam biçimi mi veya vegan olmadan önceki bir evre mi?
  Ben etik veganım. Vejetaryenliğin bana tutarlı görünmediği noktalar var. Hayvanların yaşam hakkını savunup eti yemiyorlarsa, onların yaşamına mal olan süt endüstrisi ürünlerini neden tüketiyorlar? Kürke karşı olup deri ayakkabı giymek gibi bir tutarsızlık söz konusu. Ancak vejetaryen olma nedenini, “Ben sadece hayvan eti yemekten nefret ediyorum. Boğazımdan bir cesedin parçaları geçsin istemiyorum,” diyerek anlatanlar var. Bana göre onların et yememe gerekçesinde daha çok kendileri ön plana çıkıyor; yani ilk motive edici unsur, hayvanın katledilmesi değil. Öyle olsaydı, buna öfke duyan kişi, süt  ya da deri endüstrisindeki vahşete de duyarsız kalamazdı. Elbette vejetaryen olmak, önemli bir adım ama anlattığım çelişkileri de barındırıyor içinde. Hayvan özgürlüğünü savunuyorsanız, sömürüye tümüyle karşı çıkmanız gerekir. Ben vejetaryenliği, vegan olmadan önceki evre diye görüyorum. Alışılagelmiş, çok köklü bir yaşam biçimini sorgularken girilen ilk evredir; ancak vegan olduğunuzda tamamlanıyor sorgulama.
   
 Büyükşehirlerde vegan ürünlere ulaşmak nispeten daha kolay, küçük şehirlerdekiler ancak internet üzerinden bu ürünlere ulaşabiliyor. “Vegan” kelimesinin anlamının dahi yaygın olarak bilinmediği bir ülkede, Türkiye’de vegan olmayı ekonomik ve sosyal açıdan nasıl değerlendirirsiniz?
  Vegan ürünlere küçük şehirlerde ancak internet üzerinden ulaşılıyor gerçekten de. Ama bu zamanla değişecek. Eskiden İstanbul’da bile mümkün değildi. Vegan ürünlerin biraz daha pahalı olduğu bir gerçek. Onun da nedeni, hem şu anda talebin az olması, hem de devletin hayvansal ürünlere uyguladığı inanılmaz sübvansiyon. Ama bir konuda kararlıysanız, önünüze çıkan engelleri aşmanın yolunu da buluyorsunuz. Evde kendisi çok daha ucuza soya sütü, tofu, seitan, tofu peyniri, yoğurt yapan arkadaşlarım var. Bunları üretmek için makineler de satılıyor. Bir kere alıp, sonra kendiniz üreterek rahat edebilirsiniz. Ben, kolay ulaşılabilirlik ve ucuzluk kriterlerine dayanarak hayvansal ürünleri tüketmeyi savunanlara şunu soruyorum: “Bir zamanlar da köle sahibi olmak zenginler için kolaydı ve onlara ekonomik olarak getirisi vardı. Bu durumda kölelik devam mı etmeliydi? Ortada bir şiddet ve zulüm varsa, ekonomik fayda ve kolaylık gerekçesiyle bu vahşet savunulabilir mi?” Bu soruya aldığım yanıt hep “Hayır” oluyor ve konu kendiliğinden kapanıyor. Veganlığın sosyal boyutuna gelince, benim hep söylediğim bir söz var: “Türkiye’de veganlık yalnızlıktır”. Yeşilist blogunda bu konuyu ele alan bir yazım var. Burada tekrar uzun uzun anlatmayayım, ilgilenenler onu şu linkten okuyabilir: http://blog.yesilist.com/turkiyede-vegan-olmak-yalnizliktir/

   
 Türkiye’deki vegan örgütlenmesini – dayanışmasını veya - nasıl buluyorsunuz? Size göre veganlar sosyal paylaşım ağlarının sınırlarını aşabiliyor mu?
  Türkiye’de vegan örgütlenmesi çok zayıf. Ben uzun yıllar, “Türkiye’de tek vegan ben miyim acaba?” diye düşündüm. O kadar az vegan sayısı. Ayrıca veganlar arası iletişim de kopuk. Ancak birkaç yıl önce İstanbul’da vegan arkadaşlarla karşılaştım. Sayımız hala az ama ciddi kıpırdanmalar oldu, vegan gruplar oluştu. Herkes kendi olanakları ölçüsünde çaba harcıyor; ama bir birlik olmadığından ses çok güçlü çıkmıyor. Zaten sayımız az olduğundan ancak bir araya gelinirse, etkili olabilir. Bir de şu var ki, veganlar her konuda hemfikir de olmayabiliyor. Yine de bunları zamanla aşıp daha güçlü bir örgütlenmeye gidilmesini umuyorum. Sosyal paylaşım ağlarının sınırları yavaş yavaş aşılmaya başlanıyor. Çok yavaş gelişen bir süreç ve bunu aşmak için medyada daha fazla haber çıkması gerek. Geçmişte ana akım medya hiç ilgi göstermezdi bu konulara ama son yıllarda tek tük de olsa haberlere rastlıyoruz. Bunun olması için daha dikkat çekici, yaratıcı etkinliklerin planlanması lazım. Geçen yıl Kürk Fuarı’nı protesto için Beylikdüzü’ndeki TÜYAP’ın önünde eyleme gittik ama katılımcı sayısı azdı. Üstelik kürk, sadece veganların değil, et yiyenlerin bile çok tepki gösterdiği bir konu. Fakat “Et ve süt cinayettir” yazan pankartın altında bir tek veganlar durur. Durum böyle olsa da, hiç yılmadan eylemlere devam etmek, gerçekleri anlatmak, bilinmeyenleri açıklamak zorundayız. Ben inanıyorum; gün gelecek devran dönecek. Umutsuz değilim.



  Gezi Parkı Direnişi’nde vegan mutfak açan veganlar oldu. Diğer yandan direniş boyunca vegan parkta başka bir noktada asılı kaldı. LGBT’ler vejetaryenler rahatsız olmasın diye parkta et tüketmemeye özen gösterdiklerini açıkladı. Forumlarda hayvan hakları, veganizm, vejetaryenlik konuşuldu. Bu gelişmelerin süreklilik kazanması ve yaygınlaşması için neler yapılabilir sizce?

  Az önce de dediğim gibi, kamuoyunun ilgisini çekecek etkinlikler, eylemler yapılmalı. Tünel’den Taksim’e yürümek artık ses getirmiyor. Yurtdışında örneklerini gördüğümüz türden şok etkisi yaratan eylemler kamuoyu ilgisini çeker. İspanya’da çıplak insanlar, kanlı et görünümü vererek bedenlerini boyadılar ve marketlerde satılan etler gibi jelatine sarılıp parkta kendilerini sergiler. O eylemden fotoğraflar tüm dünyaya yayıldı. Tabii bizde böyle bir eylem gerçekleştirmek başlı başına sorun. Anında bir TOMA gelip dağıtır meydanı. İspanya’da müdahale edilmediğinden eylem amacına ulaştı.  Bir de daha basit olsa da etkili bir eylem örneği vereceğim. Marketlerdeki et reyonlarına “Et cinayettir” ve “Bu aldığınız ceset bir zamanlar canlıydı ve bir ailesi vardı” yazan notlar bırakıldı. Market yöneticileri bunları gördüğü anda kaldırır elbette ama onlar kaldırana kadar gören görüyor. Sonuçta hayvan özgürlüğünü savunan eylemler yapmak kolay değil; çünkü toplumun çok büyük bir kesimini karşınıza alıyorsunuz. Ama pes etmek yok, bu süreç devam edecek. Forumlarda yapılan konuşmalar da faydalı, emek veren herkesi tebrik ediyorum. Zaman içinde bunları sadece veganların katıldığı etkinlikler olmaktan çıkarmak lazım. Fakat sorun şu ki, forumlarda konuşma yapabilecek vegan uzman sayısı çok sınırlı. Gezi Parkı Direnişi’nde parktan et tezgahlarının çıkarılması konusunda gösterilen özen çok güzeldi. Parktan çıktığımız anda Taksim’i saran ızgara et kokusu ise korkunçtu.

 Türkiye’nin ilk vejetaryen/vegan yürüyüşü sonrasında sosyal paylaşım ağlarındaki vegan hesaplarından insanlar görsel ve yazılı olarak taciz edilmeye çalışıldı. İnsanlar bunları eğlenmek için yaparken ayrımcılık yaptığını ve başkalarını taciz ettiğini düşünmüyordu bile. Bu durumlarda veganların tutumu nasıl olmalı?
 Hiçbir şekilde saldırganlaşmadan, haklı gerekçelerimizi savunmalıyız. Agresifleşip, kişiliğime saldıranlara karşı izlediğim yöntem, asla onların tarzını benimsememek. Eleştirdiğim bir davranışı neden yapayım? Benimsersem karşımdaki manipüle edip beni değiştirmiş olur. O nedenle olabildiğince sakin kalırım, baktım iş hakarete varıyor artık onu ne dinlerim ne de muhatap alırım. Sosyal paylaşım sitelerinde karşılıklı görüş alışverişi yapmak faydalı ama bazısı sadece kavga etmek amacıyla hakarete başlıyor. O noktada konuşmayı sürdürmenin faydası yok. Ben her anlamda şiddetsizliği savunan bir insanım. Konuşmadaki ses tonu, imalar da tacize, şiddete yol açabilir. Unutmayalım, şiddet önce dilde başlar.

Veganizm: Ahlakı, Siyaseti, Mücadalesi: Can Başkent'le söyleşi tarzında bir kitap

 Can Başkent ile birlikte “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti, Mücadalesi” isimli bir kitap yazdınız. Kitap aynı zamanda veganlar için yazılmış ilk Türkçe eser olacak. Bu kitabın oluşum süreci nasıl gerçekleşti?
  Kitabı yazma önerisi Can’dan geldi. Kendisi Propaganda Yayınları’nın kurucusu. İkimiz de uzun zamandır veganız ve veganizmi tam anlamıyla içselleştirip, felsefi olarak benimsemiş durumdayız. İkimizin söyleşi tarzında kaleme alacağı bir kitap düşüncesini bana söylediğinde hemen kabul ettim. O Paris’te yaşıyor, ben İstanbul’dayım. Farklı kentlerde yaşayan iki yazarın e-postalar aracılığıyla görüşlerini paylaşması ilginçti. Biz yazarken çok keyif aldık. Belki çevremde bu konuları açıklıkla konuşabildiğim birisinin olmaması etkendi bilmiyorum ama benim için o e-postalar heyecan vericiydi. Hiçbir sınır olmadan, ne istiyorsak yazıp tartıştık. Umarım okuyucular için de aynı derecede keyifli olur.

  Kitap başka dillere çevrilecek mi?
 Şu anda öyle bir düşünce yok ama birisi çevirmek isterse seviniriz. :)
   
 Kitabın veganlar dışındaki kitleye ulaşması konusunda ne düşünüyorsunuz?
   Bunu çok istiyorum. Konuyu bir de veganlardan dinleyip düşünmelerini dilerim. Bizler etçil bakış açısını doğduğumuz günden beri biliyoruz, tamamen onun üzerine şekillenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Ama gün geldi; bu kurulu “düzen”in yanlış olduğunu, zulüm içermeyen bir hayatın da olanaklı olduğunu savunan vegan felsefesi çıktı. En azından merak etmelerini, tartışırken de neye karşı olduklarını bilmeleri açısından kitabı okumalarını isterim. Çünkü artık, “Ama veganlar da yeterli besin alamıyor,” türünden yalan yanlış, uydurma düşünceleri düzeltmeye çalışmaktan öteye geçelim istiyorum. Felsefi tartışma yapacaksak, ben “dünyanın düzeni” olduğu söylenen etçil düşünceyi her anlamda değerlendirmeye hazırım. Karşımdakiler vegan felsefesini sorgulamaya hazır mı?
   
  Sizin veganizm, hayvan hakları ve etik yaşam üzerine sizin takip ettiğiniz yazarlar var mı?
  Peter Singer, Gary L. Francione, Erik Marcus, Carol J. Adams, JM Coetzee’yı sayabilirim.
   
  Son olarak Türkiye’deki veganların siyasi olarak örgütlenmesi konusundaki öngörünüz nedir?
  Türkiye gibi çok fazla siyasi, toplumsal ve ekonomik sorunları olan bir ülkede siyasi parti deyince bunların tümü hakkında bir görüşü, programı olan örgütlenmeler gerekiyor. İsveç gibi temel sorunların birçoğunu halletmiş bir toplumda tek bir konuya odaklanan parti kurmak daha kolay. Türkiye’de veganların siyasi olarak örgütlenmesi bu nedenle daha yavaş bir süreçte gerçekleşebilir. Parti programında öncelikli sorunun hayvan özgürlüğünün sağlanması olduğu belirtilir ve özel olarak o konuda çalışmalar yapılabilir. Belki kulağa bugün ütopik geliyor ama ben politik örgütlenmenin önünün açık olduğunu düşünüyorum. Çünkü vegan olup kurulu “düzeni” reddetmenin, en devrimci politik tavır olduğuna inanıyorum.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir.