Hatem Yavuz Kimdir?

“The King of Seal Killers”

Groupon Boykotu Sürüyor

Geçtiğimiz aylarda yunus gösteri parklarına indirimli bilet satarak gösteri parklarına gitmeye teşvik eden Groupon yaşam hakkı savunucuları tarafından boykot ediliyor ve siteden hiçbir ürün veya hizmet satın alınmıyor.

Ekolojik yaklaşım olarak veganizm

Veganizm yalnızca bir diyet değildir; tür ayrımcılığına karşı, vicdani ve ahlaki fikirlerin getirisidir. İlk kez Donald Watson tarafından kullanılan "vegan"; sözcüğü, bugün hayvanlarla birlikte doğanın da sömürüsüne karşı çıkan kavramsal anlama sahiptir.

Hürriyet

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Vejetaryenlerin Bıraktığı İz Daha Az

Vejetaryenlerin Bıraktığı İz Daha Az
         Bireyler, topluluklar ve örgütlerin faaliyetleri devam ettiği sürece atmosfere C (karbon) yayılır. Her birim için bu miktar çeşitli faktörlere göre değişiklik gösterir. Karbon ayak izi ise, birimlerin faaliyetleri sonucunda çevreye yaydığı toplam karbon miktarını belirtmek için kullanılan bir terimdir.

           Örgütler ve bireyler arasında tüketim ve sera gazi emisyonu bakımından büyük fark olsa da her ikisinin de karbon ayak izi ölçülebilir. Özellikle örgütler ve organizasyonların karbon ayak izi, çıkan sonuç çevre tahribatının bir göstergesi olarak kabul edildiği için işletmenin imajı açısından büyük önem taşır. Üstelik metan gazı ve CO2 (karbondioksit) artışının küresel iklim değişikliğiyle bağlantısı işletmeleri bu konuda bir toplumsal sorumluluk sahibi olmaya yöneltir. Ancak yasal zorunlulukların sıkı denetlenmediği ya da yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı ülkelerde işletmeler ucuz ancak çevreye göreceli olarak daha çok zarar verecek faaliyetlere yönelebilir. Bu noktada da işletme değerleri arasında ne sosyal sorumluluk kalır ne çevreye ve geleceğe saygı. 

          İşletmelerin yalnızca çıktıları değil üretim aşamasındaki girdileri de faaliyet sonucu açığa çıkacak karbon yayılımında rol sahibidir. Üretimdeki kullanılacak enerji miktarı ve türü işletmeciler tarafından doğru seçilmedir. Bunun yanı sıra hammadde, üretimde kullanılacak her türlü alet ve makine ve işgücünün de yerli olması ulaşımın sebep olduğu karbon ayak izinin azalmasını sağlar.


           Beslenme ve yaşam biçimi de bireylerin karbon ayak izinde önemli yer tutar. Örneğin hayvansal gıda ağırlıklı beslenen bireyler doğaya yüksek oranda metan salınımı yapan hayvanların yetiştirilmesi ve naklinde yayılan karbondan kendilerine düşen miktarda sorumludur. Bir hayvanın beslenmesi için gereken besinin yetiştirilmesi, besinin hayvanın yiyebileceği hale gelmesi için işlem görmesi, besinin hayvana nakli; bir yanda hayvanın insan sağlığını tehdit etmemesi adına aldığı ilaçların üretim ve nakli, hayvandan gıdanın elde edilmesi, gıdanın nakli, ambalaja girmesi ve tüketiciye ulaşması süreçlerindeki toplam sera gazı emisyonunu bir düşünün. Bir de bitki temelli beslenen insanlarınkini. Bitkinin yerli olması, organik olması karbon ayak izinin azalması açısından daha da faydalıdır. Bu durumda bir de saksılarda, kentlerde evlerin küçük bahçelerinde dahi yenilebilecek bitki yetiştirme olanağını da hesaba katın. Haliyle bitki temelli beslenen insanlar hayvansal gıda ağırlıklı diyet uygulayanlara göre daha düşük karbon ayak izine sahip olur. 
"Kırmızı et kaynağı bir ineğin bir günde atmosfere saldığı metan gazı 0,23 kg civarıdır. Bunun karbondioksit karşılığı 4,83 kg.CO2 olup tükettiğimiz pişmemiş 1 kg sığır eti için doğaya 34,6 kg karbondioksit salınmaktadır." (OGM - http://bit.ly/JsrGHH)

          Peki bitki temelli beslenmenin yanında neler yapılabilir? Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, geri dönüşüme önem vermek, ulaşımda çevre dostu araçları tercih etmek, tasarruflu elektrikli ve elektronik cihaz kullanmak, çevre dostu ambalajları üreticiden veya satıcıdan istemek, ağaç dikmek, şahsi araçla trafiğe çıkmak yerine toplu taşıma araçlarına binmek bunlardan bazılarıdır.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir. Ayrıntılı bilgi için akademik makaleler ve çalışmalardan, kurumların resmi web sitesindeki araştırma yazılarından yararlanabilirsiniz.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Vejetaryen Süper Kahramanlar

Vejetaryen Süper Kahramanlar
    Süper kahramanlar kapitalizmin sürdürülebilirliği adına sizden yetki alıyorken vejetaryen süper kahramanların diğerlerinden bir farkı var mıdır? 

        Süper kahramanların tarihi 20. yüzyılın en büyük yıkımlarından biri olan I. Dünya Savaşı'ndan sonraki döneme dayanır. I. Dünya Savaşı'nın ardından krizleri aşmaya çalışan küçük işletmeler bir araya gelmeye başladı. İşletmelerin bir araya gelmesi ile ekonomideki kriz riski de artıyordu. Çünkü birinin iflasi ekonomide büyük tahribata yol açabilirdi. Bankacılık yasalarının belirsiz olması, artan spekülasyonlar, Amerika'daki bazı bölgelere yapılan gayrimenkul yatırımı, Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya altın rezervleri üzerindeki hakimi yeti ve liberalleşmenin acemiliği ile 1929 yılında, 1930'dan itibaren etkisini yoğun olarak hissettiren Büyük Buhran patlak verdi. İnsanlar en az iş gücü ile en çok para kazanma hayalleri kurarken müthiş yoksulluğa sürüklendi. Piyasadaki reel para yetersizleşti, insanların alım gücü düştü. Nihayetinde 30'lardada süper kahraman "Superman" dünyayı kurtarmak için yeryüzünde belirdi!

        Superman 1938'de okuyucu ile buluştuğunda üzerinde taytı, pelerini ile diğerlerinden farklı, insani bir görünüşte ancak insan üstü yeteneklere sahip biriydi. Üzerindeki Birleşik Devletler'in bayrağını anımsatan kırmızı mavi kostümüyle insanları, süper güçleriyle içinde bulundukları zor durumdan kurtarmayı misyon edindi. Tam da Büyük Buhran'ın etkileri sürerken insanlara ilaç gibi gelen bir hikaye ile. 

       Superman'in ardından Amerikan ikonu haline gelen pek çok süper kahraman okuyucuya ulaştı. Teknolojinin gelişmesi ile sinema salonlarında seyirciyle buluştu, 3 boyutlu olarak seyirciye 'dokundu'. Süper kahramanların çeşitlenmesi, kendi fizik kuralları ile 'kötü'leri alt etmesi ile ilerleyen zamanlarda anti süper kahramanların doğmasına sebep oldu. Bu durumda genelin vicdanını rahatlatacak, onlara rahat bir "Oh be!" dedirtecek süper kahramanlara bakarak kentsel yaşamın götürülerine rağmen doğayla uyumlu yaşamak için çaba gösteren ve uyumu tercih eden vejetaryenlerin, kahramanlarının da anti süper kahraman olması beklenir.  Süper kahraman mı yoksa anti süper kahraman mı olduğu konusunda kararın size bırakıldığı vejetaryen veya vegan olduğu bilinen karakterlerden bazıları aşağıda yer alıyor.


Aang - Avatar the Last Airbender: Dünyayı ateş kralından kurtarmak için uğraşan, 4 elementi birden bükebilen 12 (100 yıllık donma süreciyle birlikte 112) yaşındaki hava bükücü.







Layla Williams: Walt Disney Pictures'ın 2005 yapımı Sky High filmindeki karakterlerden biri. Vegan olmakla beraber aynı zamanda barış yanlısı ve feminist de. Babasının üstün özellikleri olmayan Layla'nın annesi hayvanlarla konuşabiliyor.

Beast  Boy: İlk kez 1965'te okuyucuyla buluşan bir karakter. Bob Brown ve Arnold Drake tarafından çizilen karakter, erkek süper kahraman geleneğini sürdürür. Vegandır.

Karolina Dean: 2003'te yaratılan, Marvel karakterlerinden biri olan Karolina, barış yanlısı bir vegandır. 


Animal Man: DC Comics karakterlerinden biridir. Buddy Baker olarak da bilinir. Hayvan hakları savunucusu , çevreci ve vegandır.


Super Vegan: Superman'in anti süper kahraman ve vegan olanı. İlk kez supervegans.org'un ortaya çıkardığı bir karakter.





Vegan Man: Bir Vegan Represent karakteri.

       Veganların doğa kahramanı olmak yerine kolektif bilinç oluşturmak için çalıştıklarını düşünürsek esasında süper kahramanlığın temelinde yer alan popülist değerlerle tezat bir liste çıkmadığını görebilirsiniz. Uluslararası şirketlerin 'vegan' karakterleri, herkese hitap etme kaygısıyla yaratılmış olabileceği gibi hızla artan ekolojik tahribata şirketler tarafından (paradoks) dikkat çekmek amacıyla da ortaya çıkarılmış olabilir. Her ne olursa olsun vegan karakterin yaşam hikayeleri süper kahramanlarınkinden öte anti süper kahramanlarınkine benzer.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir. Bu metin vejetaryen çizgi kahramanlar ile ilgili Türkçe kaynak bulunmadığı için kültür endüstrisinin vegan ayağındaki meraklıları için yazılmıştır. İnternette yer alan diğer listeler çoğunlukla süper kahramanları canlandıran oyuncuların yaşam biçimini konu alarak oluşturulduğu için karakter listesinde: 
http://www.comicbookreligion.com/?Religion=Vegan_/_Animal_Rights&Hero=1 adresi referans alınmıştır. 

9 Mayıs 2012 Çarşamba

'Free Range' Ambalaj Süsü Mü?

'Free Range' Ambalaj Süsü Mü?
     Hayvansal gıda endüstrisinde büyük işkencelere tanık oluyoruz. Cep telefonlarımıza entegre olan kameralar, mini kameralar, taşınabilir bilgisayarlarımızda yer alan kameralar ile tanık olduğumuz her şeyi anında kaydedebiliyor, yaygın internet kullanımı ile önceleri kamuoyundan kolayca gizlenen istismar görüntülerini paylaşabiliyor ve istismarlara karşı kampanyalar düzenleyebiliyor, kampanyalara destek verebiliyoruz. Dahası sadece yakınımızda olup bitenle değil sınırları aşarak dünyanın bir ucundaki hayvan hakları ihlalleri ile de meşgul olabiliyoruz.

       Yeni dünya düzeninin "tanrıları" uluslararası şirketler, hayvansal gıda endüstrisinin ekonomik sistemdeki yerini sarsacak bilimsel araştırmaları ve aktivistlerin yerel ve küresel tüm eylemleri görmezden geliyor. Ancak öte yandan tüketicinin vicdanına gene sisteme uygun bir yaklaşımla sesleniyor. Hayvanları kapalı alanda, kafeslerde tutarak onlardan 'çıktı' almak yerine doğal yaşam koşullarına en yakın şartlarda faydalanıyor. Satışa çıkan ürüne de "Free Range" ürün, yani "Serbest dolaşan hayvanlardan hayvanlardan elde edilen ürün" diyor. Free range'in sözlük anlamına bakmakta da fayda var, zira Türkçede tıpkı 'fast food' gibi direkt bir karşılığı kullanılmıyor. 


"Free range: Free range (or free roaming) implies that a meat or poultry product comes from an animal that was raised out of confinement or was free to roam."
Kaynak: Free Range Pork Farmers Association Inc. (http://bit.ly/IGDLUt) 


      Bu durumda hayvanın serbest dolaşma özgürlüğünün olması free range için ortak bir politika haline geliyor. Peki ya dahası? Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde free range için yasal düzenlemeler sadece kümes hayvanları için uygulanıyor ve serbest dolaşımın ne kadar hayvan için ne kadarlık bir alanda gerçekleşmesi gerektiği konusunda herhangi bir ibare bulunmuyor. Avrupa Birliği ülkelerinde yumurta çiftliği için uygulanan yasal düzenlemelerde ise bir tavuk için en az 4 metrekare serbest dolaşım alanı olması gerektiği belirtiliyor. Bunların yanı sıra etinden faydalanılacak hayvanlar (domuzlar, tavuklar, hindiler) için de farklı düzenlemeler yer alıyor. Ancak 'free range'in gözdesi yumurtalar oluyor.

      Free range yumurtaların neden veganlar tarafından tercih edilmediği sıkça sorulur. Yakın zamanda Jona Weinhofen'a da sorulmuş ve Jona yalın bir dille sebeplerini açıklamış:

"- 'Free range' tavuklar* ve 'kafes' tavukları aynı üretme çiftliğinden gelir.
- Bu üretim çiftliklerinde civcivler bir günlükken gagaları lazerle ya da sıcak bıçakla kesilir.
- Civcivler kabaca elle sınıflandırılır ve erkek civcivler yumurtlama ve yemek için işe yaramaz olsun diye ya gazla öldürülür ya da karıştırma makinesine atılır. 
- Pek çok free range tavuk hala, bazen "gezinmelerine izin veren", çoğunlukla dışarı çıkmadıkları ya da çıkamadıkları küçük açık kapılı bir kapalı ortamda, sıkışık koşullarda tutuluyor.
- Free range tavuklar, 18 ay sonra yumurtlayamadıkları zaman 'bitmiş' olarak sınıflandırılıyor ve katlediliyor; geri kalan yaşamlarını sonuna kadar yaşamalarına izin verilmiyor.
- Hem free range hem de kümes tavukları tüylerini dökmesi için zorlanabiliyor. (Bir başka yumurtlama döngüsüne vücutlarını şoklamaları için kasten aç bırakılıyorlar.)


(Jona'nın paylaştığı, bir kuluçkahanede (üretim çiftliği) kaydedilmiş olan video.)"
(Jona Weinhofen metninin çevirisi: VeganTürkiye)

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir. Metnin orijinalindeki 'hen' yumurta tavuğudur.


7 Mayıs 2012 Pazartesi

Hayvan Çiftliği Üzerine

Hayvan Çiftliği Üzerine 
         Bir siyasi hiciv olan Hayvan Çiftliği (Animal Farm) pek çoğu için başucu kitabıdır. Öyküyü fabl tarzında okuyucuya aktaran kitap 1945'te George Orwell tarafindan yazılmıştır.

          Bir çiftliğe sahip olan sorumsuz, ilgisiz ve baskıcı Mr. Jermans çiftlikteki hayvanlarla yeterince ve hatta hiç ilgilenmemektedir. Onların ihtiyaçlarını karşılamamakta, onlar sayesinde üretilen her şeyi ellerinden tamamen almaktadır. Bir gün yaşlı domuz önderliğinde bir toplantı düzenlenir. Bu toplantı hikâyenin başlangıcıdır. Toplantıya çiftlikteki tüm hayvanlar katılır. Boxer isimli at ve Benjamin isimli eşek, uyanık domuz Napolyon ve akıllı domuz Snowball toplantıda yaşlı domuzu dikkatle dinler. Toplantıda bir uyanış gerçekleşir ve “Ürettiklerimiz bizden çalınıyor.” cümlesiyle hayvanlar harekete geçer. Mr. Jermans hayvanların ayaklanmasıyla bir mücadele sonunda çiftlikten dışarı atılır.

        Ve önce çiftliği adaletle yönetmeye çalışan Snowball karakteri diğerlerine öncülük eder. Adaleti sağlamak adına koyulan kurallar yazılı hale getirilir ve tüm hayvanların görebileceği bir duvara yazılır. Kitabın yazılmasının üzerinden yarım asırdan çok zaman geçmesine rağmen bu kurallar okuyucuların akıllarından silinmez:

“Whatever goes upon two legs is an enemy.
Whatever goes upon four legs, or has wings, is a friend.
No animal shall wear clothes.
No animal shall sleep in a bed.
No animal shall drink alcohol.
No animal shall kill any other animal.
All animals are equal. “

        Snowball işleri büyük ölçüde yoluna koyduktan sonra Napolyon ve diğer domuzlar adalet, eşitlik ve kardeşlik kavramlarının ardına gizlenerek Snowball’u devirirler ve kendilerinin lüks içinde yaşayabileceği, diğer hayvanların durmadan çalışacağı bir düzen kurarlar. Adaleti sağlamak ve eşitliği hatırlatmak adına koyulmuş kurallar domuzların hâkimiyeti sürdürmesine uygun olacak şekilde bir bir değiştirilir. Artık bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.

          Tüm hayvanlar çalışırken diktatoryasını kurmuş olan Napolyon ve domuzlar işleri uzaktan seyretmek ve denetlemekle kalırlar. Napolyon’un lüks hayatının ihtiyaçlarını karşılamak için hayvanların ürettiklerini satmaya başlaması, artan baskılar, yöneticiler ve işçi hayvanlar arasında artan uçurum ve Napolyon’un Mr. Jermans’ın bir kopyasına dönüşmesi ile hikaye devam eder...

         Kitap bir sosyalizm eleştirisi olmakla, sosyalizm propagandası yapmakla; George Orwell anti-komünist muhbir olmakla ve şaşırtıcı şekilde ayrıca sosyalist olmakla eleştirilir. Ancak tüm paradoksların ötesinde, Hayvan Çiftliği insanları sorgulamaya ve düşünmeye teşvik ettiği gerçeği göz ardı edilemez. Sorgulamayan insan ne yediğini, nerede eğlendiğini, giydiklerinin nereden geldiğini, sömürülenleri önemsemez. Dahası sömürüldüğünü dahi anlamaz. O, verili görevleri yerine getirmek için varlığını sürdürür. İtaatkar, muhafazakar olmakla birlikte  kendini güvende hissettirecek bir düzen ister. Herkesin eşit olduğunu söyleyip kendilerinin daha eşit olması gerektiğini söyleyenlere "Neden?" diyebilmek için her yaşa hitap eden bu kitap belki bir sorgulatıcı başlangıç olabilir.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir. 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İletişimden Öte Etkileşim: Sokaklarda Buluşalım!

İletişimden Öte Etkileşim: Sokaklarda Buluşalım!
       18. yüzyılda buharlı makinenin icadı (1763'te James Watt tarafından) yeni bir devrin başlangıcının en belirgin işaretini vermişti: Sanayi Devrimleri. Artan insan popülasyonu, bir zamanlar lüks sayılan ürünlerin orta ve alt sınıflar için ihtiyaç haline gelmesi, biriken sermayeyi paraya çevirme isteği, sömürgecilik, kentleşme ile Sanayi Devrimleri yeni toplumsal sınıf düzenini ortaya çıkardı. Ortaya çıkan burjuvazi dünyanın her yerinde en zengin ve refah içinde yaşayan sınıf haline geldi. İşçi sınıfı ise zamanla örgütlenerek birtakım hakları sermaye sahiplerinden almak için mücadele edecek ve direnecek bir sınıf haline gelmişti. Tüm bunların yanında hızla artan kentleşme, bireyselleşme ve yalnızlaşmayı beraberinde getirmişti. 

        Özellikle II. Dünya Savaşı'nın ardından geliştirilen yeni yaklaşımlar ve modeller toplumsal yapıyı enine boyuna ele alıyordu. Toplumun itibar gösterdiği isimler topluluklara ulaşmada etkili bir öneme sahip oldular. Bireyler, Sanayi Devrimi'nden o güne değin her ne kadar yalnızlaşıyor olsalar da toplumsal yapıdan tamamen soyutlanmış değillerdi ve bu doğrultuda kendi fikirlerine yakın isimlere kulak veriyorlardı. 

       Bugün, toplumsal tepkide ve örgütlenmede yeni bir dönemi açan internet kullanımının yaygınlaşması ile  kanaat önderi olarak kabul edilen, önceleri pek çoğumuz için ulaşılmaz sayılan politikacılar, futbolcular, sanatçılar, yorumcular vs. artık bir mesaj ötemizde duruyorlar. Onları yazma hakkına sahip olan(!) geleneksel medyanın tekelinden alıp kendi web günlüklerimize, sosyal ağ hesabımıza taşıdık. Onları projelerde yer almaları, projelere destek vermeleri için teşvik ediyoruz. Onlarla çalışıyoruz. Diğer yandan arkasında menajerler, yapımcılar olmayan kendi ünlülerimizi çıkarıyoruz. Üstelik gerçekte yaptığımız ya da maruz kaldığımız sınıfsal ayrımı bilerek ya da bilmeden göz ardı ederek. Sanayi Devrimi ile başlayan yalnızlığımızı bir gruba duyduğumuz aidiyet hissi ile sarsıyoruz.  Anadilimiz aynı olmasa da derdimizi anlatıyoruz. Ortak amaçlarımız ve duygularımız ile paylaşımda bulunuyoruz. Ancak kabul etmeliyiz ki kimi zaman kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

         Doğa ve hayvan hakları savunucularına bakıldığında sosyal medyadaki takipçilerinin yine bu konulara duyarlı kimseler olduğunu kolayca gözlemleyebilirsiniz. Bu noktada kendi ünlülerimizin ya da sermaye destekli ünlülerin takipçilerine de ulaşabildiğimizi göz ardı etmememiz gerekiyor. Söz gelimi hayvan haklarına duyarlı bir ünlünün sizin bir metninizi, çalışmanızı, projenizi vb. paylaşması; onun referans çerçevesine girmek isteyen takipçilerini - sizin saatlerce uğraşsanız da etkileyemeyeceğiniz bir şekilde - etkileyebilir. Ancak yazmak yetmiyor, eylemsel üretkenlik daha çok insana ulaşmak için gerekli. Fikirler eyleme dönüşmediği zaman sadece romantik bir tutukluktan ileri gidemiyoruz.

      İnternette hayvan hakkı savunucularının sayısı bir hayli fazla görünüyor. Hazır dilekçelere bir tıkla elektronik imza atmak herkesin kolayına geliyor. Söz konusu gerçek anlamda bir işin altına elini sokmak olunca ise bu sayı işe harcanacak emekle ters orantılı olarak katlanarak düşüyor. Bu yüzden Türkiye'deki doğa ve hayvan hakları savunucularının; sivil bir hiyerarşi yerine katılımcı bir teşekkül içinde, politik ve kültürel bir yaklaşım benimseyerek buluşabilmesi ancak geniş zamanda kendi uzmanlık alanlarında faaliyet yürütmesi gerekiyor. Aksi halde ayrımcılığa ve baskıya karşı yükselecek güçlü sesin tiz bir yakarışa dönüşmesi kaçınılmaz halde geliyor.

*Metnin tamamı VeganTürkiye'ye aittir. Yararlanılan kaynaklar ve alıntılar bağlantılarla gösterilmektedir.